Kubbealtı (Divan-ı Hümayun)

Kubbealtı (Dîvânhâne /    Dîvân-ı Hümâyun) İkinci Avlu’nun kenarındaki Kubbealtı âdeta İmparatorluğun cihanşümul (evrensel) karakterini temsil eder. 15. ve 16. yüzyıllar boyunca dünyanın yönetildiği bu mütevazı mekân, Saray’ın inşa edildiği dönemdeki ahşap Dîvânhâne’den sonra, 16. yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılmıştır. Üç kubbeden ibaret olan yapı, 1665 Harem yangını neticesinde çok ciddi hasar görmüş ve Kubbealtı kapısı Sultan IV. Mehmed tarafından neredeyse yeniden inşa ettirilmiştir. Kubbealtı’nın dış cephesindeki kitabelerden, yapının daha sonraki dönemlerde de çeşitli tamirler gördüğü anlaşılmaktadır. Geniş saçakları, zarif parmaklıkları ile Lale Devri’nden izler taşıyan  Kubbealtı, derin kubbesi ve geniş pencereleriyle dîvân üyelerine aydınlık ve ferah bir çalışma ortamı sunardı. Kubbealtı’nın avluya bakan dış taraflarını geniş bir revak kuşatır.

Yeşil porfir ve beyaz mermerden on bir sütunun üzerindeki kemerlere dayanan bu revak ahşap tavanlıdır ve enfes kalem işleri ile tezyin edilmiştir. Dîvân toplantıları haftada dört gün Kasr-ı Adl’ın (Adalet Kasrı) altında, Kubbealtı’nda yapılırdı. Yanındaki kubbeli mekân Dîvân-ı Hümâyun kalemi, son oda ise belgelerin saklandığı Defterhâne olarak kullanılmıştır.

Dîvân-ı Hümâyun, devletin başlangıcından beri Osmanlı hükümdarlarının başkanlığında toplanan bir kuruldur. Fatih Sultan Mehmed devrinden itibaren padişahlar Dîvân-ı Hümâyun’a, yani dünyayı yöneten bu kurula başkanlıktan çekilmişler, toplantı salonundan kafesle ayrılan bir hücrede oturarak müzakereleri takip etmeye başlamışlardır. Padişahların nadiren sesle, daha çok kafese asayla vurarak toplantıyı dağıttıkları bilinmektedir. Dîvân’da alınan kararlar Mühimme Defterlerine yazılırdı.

Dîvân-ı Hümâyun’un ikinci mercii, Bâbüssaâde’nin hemen girişinden sonra yer alan Arz Odası’dır. Arz günlerinde Kubbealtı’ndaki toplantı bitince vezirler burada belirli zamanlarda padişaha lâyiha (kanun tasarıları) sunarlar, sadrazam da telhis (bir sorun üzerine düşünce ve öneriler) sunardı. Padişah onaylarsa kararlar kesinleşir ve uygulamaya geçilirdi. Arzı müteakiben sadrazam Kubbealtı’na gelir, burada kendisini beklemekte olanlar eteğini öperler, daha sonra da defterler mühürlenerek geldikleri dairelere geri yollanır ve herkes dağılırdı.