Hırka-i Saadet Dairesi ve Kutsal Emanetler

Has Oda, Fatih Sultan Mehmed döneminde padişahın Enderun avlusundaki özel dairesi olarak yapılmış ve 16. yüzyılın ortalarına kadar Osmanlı sultanları tarafından ikamet amacıyla kullanılmıştır. Cülûs töreninde tahta çıkacak olan padişahın önce buraya girdiği, dua ettiği ve Has Odalıların biatlarını kabul ettikten sonra tören için dışarı çıktığı da bilinmektedir. İki katlı ve dörtlü mekân düzeninde olan Has Oda’nın duvarları 16. yüzyılın ikinci yarısına ait, İznik üretimi kaliteli çini panolarla kaplanmıştır. Has Oda’daki saltanat tahtının konulduğu gümüş şebeke ise Sultan IV. Murad (1623-1640) döneminde yapılmıştır. Has Oda’da bulunan Mukaddes Emanetler Dairesi, Yavuz Sultan Selim’in Halife olduğu 16. yüzyıldan 19. yüzyıl sonlarına kadar Osmanlı padişahlarına çeşitli tarihlerde gönderilen dinî eserlerden oluşmaktadır. Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethi (1517) ile Hilafet, Abbasilerden Osmanlı padişahlarına geçmiştir ve bu olayın ardından, son Abbasi Halifesi III. Mütevekkil, Hz. Peygamber’in Hırkası (Hırka-i Saadet) da bunlara dâhil olmak üzere halifelik alameti sayılan kutsal emanetleri Yavuz Sultan Selim’e devretmiştir. Kutsal emanetlerin İstanbul’a gönderilmesi, daha sonra da devam etmiştir. Özellikle Vehhabi’lerin kutsal mekân ve eşyalara saldırılarının arttığı dönemlerde kutsal emanetler, daha iyi korunabilmeleri amacıyla peyderpey Mukaddes Emanetler Dairesi’ne gönderilmiştir. Bunun yanı sıra, Birinci Dünya Savaşı sırasında da, Medine’deki kutsal emanetler yine aynı amaçla Topkapı Sarayı’na gönderilmiştir.
16. yüzyıldan 20. yüzyılın ilk yarısına kadar toplanan mukaddes emanetlerin en önemlileri arasında Hz. Muhammed’in hırkası, sakalı, Uhud Savaşı’nda kırılan dişinin saklandığı mahfaza, mektupları, oku ve kılıcı yer almaktadır. Ayrıca, Hz. Muhammed’in bastığı sert zemin üzerinde mucizevi bir şekilde ayak izini bıraktığı rivayet edilir ve Topkapı Sarayı’nda muhafaza edilen altı adet ayak izi, bu konuda belge olarak gösterilen izlerdendir.
Diğer peygamberlere ve ashabına ait emanetlerin arasında ise Hz. İbrahim’in tenceresi, Hz. Davud’un kılıcı, Hz. Yusuf’un cübbesi, ashaba ait kılıçlar ile Hz. Fatma’ya ait gömlek, hırka, seccade ve sandığın yanı sıra Hz. Musa’nın asası bulunmaktadır. Hz. Musa’ya atfedilen mucizelerden kimileri bu asayla ilgilidir. Firavun’a yönelttiği asasının yılana dönüştüğü, asasıyla bir kayaya vurduğunda kayadan su çıktığı ve asasını Kızıldeniz’e dokundurduğunda denizin ikiye ayrıldığı rivayet edilir.  
İslam Halifeleri olarak Kâbe’nin bakım ve onarımını üstlenen Osmanlı padişahları, Kâbe’nin içindeki altın şamdanlar, buhurdanlıklar, güladbanlar, lambalar, askılar ve Kur’an-ı Kerim kopyalarının sağlanması ve yenilenmesinden sorumluydular. Zaman içinde yenileriyle değiştirilen bu değerli nesneler Saray’a geri getirilirdi. Mukaddes Emanetler koleksiyonunda bu nesnelerin örnekleri de yer almaktadır. Ayrıca, Osmanlı padişahlarının Kâbe’ye yaptırmış oldukları anahtar, oluk, kapı ve Hacerü’l-esved (Kâbe’nin duvarında bulunan, meşhur kara taş) mahfazası, Hırka-i Saadet ve Sakal-ı Şerif mahfazaları da koleksiyonun bir diğer bölümünü oluşturmaktadır.
Koleksiyonda ayrıca Mescidi Nebevi’nin ve Kudüs’deki Taş Kubbe’nin birer maketi, beyaz opalden yapılmış ve kırmızı mühürle mühürlenmiş zemzem suyu şişeleri, Kerbela’dan getirilmiş toprak, Kur’an-ı Kerim’den surelerin yazılı olduğu plakalar, Kur’an-ı Kerim rahleleri, gümüş kâseler, seccadeler, Has Oda’da kullanılan buhurdanlar ve gümüş saplı süpürge de yer almaktadır.
Osmanlı padişahları her yıl Ramazan ayının on üçüncü ve on dördüncü günlerinde Has Oda’nın içinde bulunan eşyaların ve çinilerin gülsuyuyla ıslatılmış doğal süngerlerle yapılan temizliğine bizzat iştirak ederler, seferde veya çok hasta olmaları durumunda ise yerlerine bir vekil tayin ederlerdi. Bu temizliğin ardından Ramazan ayının on beşinci günü padişah ve devlet erkânı Hırka-i Saadet’i özel bir merasimle ziyaret ederdi. 
Yavuz Sultan Selim’in Hırka-i Saadet’i Has Oda’ya getirmesiyle birlikte başlayan 40 Has Odalı ağanın Hırka-i Saadet başında 24 saat Kur’an-ı Kerim okuması geleneği Osmanlı döneminde olduğu gibi, Cumhuriyet’le birlikte Saray müze olduktan sonra da devam ettirilmiştir. Silahdar Hazinesi’nin ilk kısmında, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından görevlendirilen hafızlar, Kur’ân-ı Kerim okumayı sürdürmektedirler.