Fatih Köşkü ( Enderun Hazinesi )

Yapımı 1462-1463’te tamamlanan Fatih Köşkü, Sarayburnu’na hâkim, oldukça cazip bir konuma sahiptir. Zemin olarak hiç de elverişli olmayan yamaca büyük bir ustalıkla inşa edilen bu köşk, dış sofalı Türk evi planına göre kurulmuştur. Dört salonun haricinde iki salon arasındaki, üstü kapalı, etrafı ise açık olan ve ortada şadırvanı bulunan bir hayat (kapalı sofa) ile bir eyvandan ibarettir. Hazine, Fatih Sultan Mehmed’in torunu Yavuz Sultan Selim döneminde, gerek Çaldıran gerekse Mısır Seferlerinden getirilen ganimetlerle zenginleşmiştir. Yavuz Sultan Selim Han’ın, “Benim altunla doldurduğum hazineyi ahlâfımdan (benden sonra gelenlerden) her kim mangırla doldurursa hazine anın mührü ile mühürlensin ve illa (aksi hâlde) benim mührümle mühürlenmekte devam olunsun” yolundaki emri gereği, Enderun Hazinesi’nin dış kapısı, Saray müze oluncaya kadar bu surette mühürlenmiştir. Enderun Hazinesi (Hazine-i Hümâyun), padişahın iradesine mahsus bir hazineydi. Burada bulunan altın ve gümüşler; Saray idaresinde, bayındırlık, imar ve hayır işlerinde kullanılırdı. Mısır’ın vergileri, padişahın hususi “cep harçlığı” sayılır (Ceb-i Hümâyun), padişahların yaptırdıkları ve bir kısmı günümüze kadar ulaşan cami, çeşme, medrese gibi binaların giderleri bu hazineden karşılanırdı. Padişah, savaş hâli gibi devlet maliyesinin sıkıştığı dönemlerde Enderun Hazinesi’nden devlet hazinesine usulen borç verirdi, ancak bu parayı hiçbir zaman geri almazdı. Hazinenin diğer bölümü bir çeşit sergi salonuydu. Bu bölümde padişaha ganimet olarak düşen, elçiler tarafından getirilen veya satın alınan tarihî değeri yüksek eserler bulundurulurdu. Bunların arasında altın ve gümüşten kap kacaklar; ipek halılar ve seccadeler; çok değerli kürkler; mücevherli elbise ve kaftanlar; pırlanta, elmas, inci, firuze, yakut ve zümrütten mamul mücevherat; sorguç, pazubent, eyer takımı, kemer gibi eşyalar vardı. 19. yüzyılda önemli devlet konuklarına sahip olunan hazineleri göstermek amacıyla vitrinler yapılması ve bu vitrinlerde hazine eşyalarının bir bölümünün sergilenmesi, Türk müzeciliğinin ilk uygulamalarını oluşturmaktadır. Günümüzde Hazine eşyaları yine burada sergilenmektedir.