Arz Odası

Arz Odası, padişahların Dîvân-ı Hümâyun toplantılarına katılmamaları dolayısıyla kararların kendilerine bildirildiği mekân olarak dört asra yakın bir süre Osmanlı yönetimine şahit olmuştur. Dîvân üyeleri haftanın belli günlerindeki Dîvân toplantılarının ardından padişahın huzuruna burada çıkmışlardır. Arz Odası’nda görüşmeler başlayınca odanın içindeki ve dışındaki çeşmeler açılırdı. Akan suyun içeride ve dışarıda çıkardığı tatlı şırıltılar konuşmaların dışarıdan dinlenilmesini engellerdi. Arz Odası’nda elçi kabul günleri genellikle yeniçerilere ulûfe (maaş) dağıtılan günlere denk getirilirdi. Böylece İmparatorluğun ihtişamı dosta düşmana gösterilmek istenirdi. Saraya gelen elçiler Bâbüsselâm’daki Kapıcıbaşı Odası’na alınır ve onlara Osmanlı imparatorluk protokolüne uygun tarzda ikramlar yapılırdı. Daha sonra elçiler, çavuşbaşılar eşliğinde Kubbealtı’na getirilirdi. Dîvân’da genelde üç sofra kurulurken elçi kabullerinde beş sofra kurulur ve elçi, sadrazamla aynı sofrada yemek yerdi. Gelen elçiyi padişah kabul etme lütfunda bulunacak ise kapıcıbaşılar tarafından elçinin hem güvenlik gereği hem saygı ifadesi olarak kollarına girilir ve huzura götürülürdü. İçeri girdikten sonra da üç ayrı yerde padişahı selamlarlardı. Padişah, Serir-i Saltanat’ta (saltanat tahtı) elçi kabul ederken elçinin anlattıklarını, Fenerli tercümanın çevirisinden dinlerdi. Arz Odası’nda sadece Dîvân üyeleri ve elçiler değil, İstanbul’a gelen krallar, Kırım hanları, yabancı prensler de kabul edilirlerdi. Huzura girenler padişahla göz göze gelemezler, elleri önde bağlı ve yüzleri yere eğik vaziyette kıpırdamadan dururlardı.